Kader 1
Rom.8:28 Tanrı'nın, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz.
(Rom.8:28)
1Ko.2:9 Yazılmış olduğu gibi,
«Tanrı'nın kendisini sevenler için hazırladıklarını
Hiçbir göz görmedi,
Hiçbir kulak duymadı,
Hiçbir insan yüreği kavramadı.»
(1Ko.2:9)
1.Giriş
Hayatımızda başımıza gelen olayların yapısı sırlar ile doludur. Hayatımızın serbest irademizle, karar vermekle değiştirilecek ve de değiştirilemeyecek öğeleri var. Elimizde olan ve de olmayan bu öğeler aynı zamanda hayatımızın örgüsünde iç içedir. Onları ayırt etmek genellikle pek mümkün değildir.
1.1.Örnekler
Örnek: Niye trafik kazası geçirdim? İşte dikkatsizliğim vardı, öbür arabanın geldiğini geç gördüm çünkü arkadaşımla sohbete dalmıştım. Ama öbür arabanın şoförü de yanlış hareket yaptı, herhalde sigarasını yeni yakmış bundan dolayı dikkati de dağılmış. Ve de terslik, bir ağaç birbirimizi fark etmemizi biraz engelledi. Ben de birkaç saniye sonra arabama binseydim trafik kazası olmayacaktı.
Örnek: Niye annem kansere yakalanmış? Sigara içtiğinden dolayı mı? Herhalde sigara içmeseydi kanser de olamazdı. Ama ondan fazla sigara içen yine de kanser olmayan insanlar vardır. Yine de kalıtsal yanı da vardı, onun ailesinde daha önce de kanser olanlar vardır. Kanser tek bir sebepten dolayı değil, diğer hastalıklar gibi sık sık binbir çeşit faktörlerden dolayı meydana geliyor ve onların bazıları, sigara içmek gibi insanın elindedir, bazıları ise kalıtsal yapı gibi insanın elinde değildir.
İşte "niye trafik kazası geçirdim" ya da äniye annem kansere yakalanmış" gibi sorular o sırdar öğelerin mahiyetini soran sorulardır. Bu ve bunun gibi sorular sormamak elde değil.
1.2.Kavrayışlar
İnsanlar bu sırrı anlamak için matematiğin bir dalı olan olasılık teorisini geliştirmişler. Trafik ve kanser istatistikleri, Mendel´in kalıtsal yapı ile ilgili kanunlarını kullanarak yukarıdaki olayların olasılığı hesaplanabilir. Tek bir insanın başına gelenleri ise onunla hesaplamak mümkün değildir, ama örneğin binlerce kişi arasında kaç kişi trafik kazası geçireceğini hesaplamak mümkündür. Trafik sigortası ona göre para topluyor. Sağlık sigortaları kanser riski hesaplanarak primleri belirtiyorlar. Doktorlar kalıtsal özelliklerini tespit edip hastalara kansere yakalanma riskini açıklayabilirler. Hatta doğanın mutlak bir şekilde olasılık içerdiği yirminci yüzyıl fiziğinin en önemli teorik ve deneyesel olgularından birisidir. Başlangıç şartları yüzde yüz aynı olan iki fizik deneyinin sonuçları genellikle farklı olur. Tek bir deneyin sonuçları bundan dolayı hesaplanamaz, yalnız birçok, aynı şekilde yapılmış deneyelerin sonuçlarının olasılığı hesaplanabilir. Rasgelelik felsefi bakımından dünyamızın vazgeçilmez bir parçasıdır ve yalnız insanın bilgisizliği ile ilgili değildir.
Yine de aynı şekilde bir insanın başına gelen olayların o sırlarla dolu yapısı hesaplanamaz, olasılık teorisiyle tek bir ferdin başına gelen olaylar ile ilgili hiç bir şey elde edemiyoruz. Aynı zamanda başımıza gelen olaylar rasgele, insanın yapısı ile ilgili olmayan, sanki kör bir mekanizmanın sonucudurlar. Bir insan iyi olsun, kötü olsun, aynı olasılıkla trafik kazası geçiriyor ya da kansere yakalanıyor. Bu dünya o bakımdan adil bir mekâna benzemiyor. Ve insan o dünyada kendi kontrolünde olmayan ama onun mutluluğunu ve hayatını tehdit eden olaylara karşı karşıya bulunuyor.
Şöyle bir benzetme yapabiliriz: Bir fabrikada birçok insan çalışıyor ve onlara her ayda bir maaş verilir. Yalnız o maaş onların iş performansıyla ilgili değil, bilinmeyen bir kanuna göre verilir. Bazen miskine çok verilir, bazen az verilir, bazen çalışkana çok verilir, bazen az verilir.
O bakımdan bu dünyanın sırrının içerisinde de şu soru var: Niye başıma bu bela geldi? Neden hak ettim bunları? Ya da ne işe yarar? Niye olaylar adil bir şekilde değil sanki rasgele dağıtılıyor?
2.İnsanlar bu sırrı nasıl çözmeye, anlamaya çalışıyorlar?
2.1.Tesadüf
Tanrı´ya inanmayan insanlar için bu sır mutlaktır, çözülemezdir ve fazla soru sorulamaz. Rasgelelik vardır. O kadar. Arkasında bir plan bir mantık bir adalet yok. Bu ateistliğin çok zayif bir tarafıdır çünkü insanların çoğu yukarıdaki ve ona benzeyen soruları sormaktan kendini alamıyorlar ve ateistlik onları doyurucu cevaptan yoksun bırakır. İnsanlar bundan dolayı er geç ateistliğin bir eksikliği olduğunu sezebilirler. Ateistlerin birçoğu bundan dolayı bu sırdar yapının bir gün teknik yöntemlerle ortadan kaldırılacağını ümit ederler. Örneğin trafik şartları ve eğitimi iyileşerek, kansere karşı çareler bulunarak er geç bunun gibi çözülemez soruların ortadan kaldırılacağını savunuyorlar. Her ne kadar bu hedefler iyi ve faydalı olursa da, insanın elinde olmayanı bir gün tamamen ortadan kaldırmak, yani önemli olan her şeyin yapabilirliğini savunmak gerçekdışı bir hayaldir.
2.2.Kadercilik
Peki bir dine bağlı olan insanlar yukarıdaki sorulara ne gibi cevaplar vermeye çalışıyorlar. Eski çağda Anadolu´da yaşayan insanlar örneğin üç tane tanrıcaların insanın başına gelen bütün olayları bir dantel dokusuna benzeyen bir şekilde yarattığına inanıyorlardı. Birinci bayan doğum tarihini belirtiyor ve hayat ipini üretiyor, ikinci bayan bu hayat ipiyle dantel yaparak hayatın teferruatlarını, yani kaderini belirtiyor. Üçüncü bayan ise hayat ipini keserek ölüm tarihini belirtiyor. O insanlar o bakımdan mutlak ve değiştirilemez bir kadere inandılar, başına gelenler belirtilmişti ve bundan dolayı ondan kaçmak mümkün değil. Eski çağın tiyatro oyunlarının önemli bir türü (trajedi) tam bu kaçınılmazlık üzerinde yazılmıştı. Bugüne kadar birçok insan, elinde olmayan ya da daha doğrusu elinde olmadığını düşünülenlere karşı kayıtsız ve pasif kalırlar, kaderci olurlar. Onlar için trafik kazası değiştirilemez bir olaydır, çok dikkatli olsaydım bile başka bir şekilde olsa da başıma gelecekti. Bu da aslında insanları pasifliğe iten bir tür paranoyadır.
2.3.Büyü ve Falcılık
Eski çağlardan beri insanlar elinde olmayanı görünmez güçler ile manipüle etmeye ya da en azından daha önce bilmeye çalışıyorlar. Büyücülük ve falcılık bunların somut örnekleridir. Falcılar başımıza gelenleri ya yıldızların hareketleriyle hesaplamaya çalışıyor, ya da başka, insana sır gelen rasgele olaylar ile tespit etmeye çalışıyorlar. Büyücüler ise elimizde olmayanı, olağanüstü güçler ya da Tanrıyı manipüle ederek ya da kullanarak değiştirmeye çalışıyorlar. Bu aslında kişisel bir Yaratana karşı büyük bir saygısızlıktır. Kutsal Kitap'ta bundan dolayı büyü ve falcılık, cinler ile uğraşmak, kesin bir şekilde yasaklıyor onun iğrenç bir şey olduğunu açıklıyor ve insanları gelecekleriyle kendilerine seven ve sırları açıklayan bir Tanrı'ya yöneltiyor. Yas.18:9-15
2.4.Reenkarnasyon (Tenasüh)
Büdistler ve Hindular tenasüh (ölümden sonra yeniden bedenleşme) olayına inanıyorlar. Bir hayatta yapılan kötü ya da iyi işlerin bedeli, daha sonraki hayatlarındaki insanın başına gelen olayları belirlediğine inanıyorlar. Bu olayların arkasında mutlak, hesaplanabilir bir adalet prensibi, bir nevi kör bir doğa kanunun olduğunu düşünürler. Trafik kazası niye geçirdim? İşte daha önceki hayatımda birisini haksızca çok dövmüşümdür, onun adil karşılığını şimdi çekiyorum. Bildiğimiz dünya bu dünya görüşüne göre adil bir ortam oluveriyor. Yalnız şöyle bir problem görüyorum. Ben dört dörtlük olmayan bir insanım ve de hiçbir dört dörtlük olan insanla tanışmadım. Bundan dolayı bu teori doğru ise, hiç bir zaman yeniden bu dünyaya doğma döngüsünden kurtulamayacağımı, kaçamayacağımı hissediyorum. Bir bakımdan hayat bir batağa benzer: Daha önceki hayatlarda biriktirmiş kötülüklerimi telafi ederken gene kötülükler işliyorum ve bu şekilde bu kısır döngüden kurtulamayacağımı sezerim. Her insan her zaman adalete karşı borçludur ve borcunu hayat boyunca büyütüyor. Sırf adalete dayalı bir dünya tenasüh ile beraber bundan dolayı sonu olmayan bir kabusa benzer. Kutsal Kitap tenasüh fikri reddeder, insanın hayatı tektir, dönen bir daireye değil, bir çizgiye benzer İbr.9:28
2.5.İmtihancılık
Türklerin çoğu bir insanın başına gelen olayların kader, alının yazısı, Allah tarafından daha önce belirtilmiş olduğunu düşünürler. Olayların sır dolu yapısı sonsuza kadar saklanacak olan sırdar bir takdirin sonucudur. Allah beni niye, ne için trafik kazasından geçirdi sorulmaz, yalnız ve yalnız o bilir ve ondan hesap sorulmaz. Ben, şahıs olarak onu bilemem çünkü onun takdiri sonsuza dek benim gönlümden apayrı kalacaktır, çünkü o Allah´tır ve ben bir yaratığım. Bazılar da bu olayların içerisinde adil bir yargı ya da bir imtiham olduğunu düşünürler. Trafik kazası niye başıma geldi. Çünkü ben daha önce birisine kazık attım, o bana beddua etti ve Allah bundan dolayı başıma bu belayı getirdi. Sırrın açıklaması o zaman onun adil yargısından ibarettir. Maalesef bu hesap tam tutmaz, masum insanlar ve çok kötü insanlar arasında daha önce belirttiğim gibi ortalamalarında bir fark gözükmüyor. Trafik kazası olsun, kanser riski olsun, iyilerin ve kötülerin başına aynı olasılıkla geliyor ve dünya maalesef adil bir ortam değildir. Allah beni imtihan ederse onu niye yapar? İçimde var olanı o bilmez mi? O her şey belirttiyse bir mühendis makina test ettiği zaman yapmış gibi aslında kendi becerisini test etmez mi?
3. Kutsal Kitap'ın açıklaması
3.1. Tanrı'yı sevenler için iyilik
Kutsal kitap bu sırdar kader meselesine ne gibi bir yanıt veriyor? Başlangıçta yazdığım iki ayetten ne öğreniyoruz?
Rom.8:28 1Ko.2:9
İki ayet "Tanrı´yı sevenler" ile ilgili. Onlar ile ilgili kesin bir şey öğreniyoruz. Tanrı´yı sevmeyenlerin kaderi ile ilgili başka, şimdilik bakmayacağımız ayetler var. Neyi öğreniyoruz? Kesinlikle ve kesinlikle Tanrı´yı sevenlerin başına gelen her olay onların iyiliği için etkili olacaktır.
3.2.Tanrı'nın Sözü kaderin sırrına nasıl yaklaşımda bulunuyor?
Ama bu ayetlere bakmadan önce, dünyanın rasgele, adil olmayan yapısına bakmalıyız. Kutsal Kitap, dünyanın yaratılışından beri böyle bir mekan olmadığını belirtiyor.
Yar.1:31
Ölüm örneğin bu ilk yaratılışın bir parçası olarak düşünülmedi. İnsan Tanrı´ya karşı başkaldırdığı için, Tanrı yaratılışı insan ile beraber yozlaştırdı, amaçsızlığa terk etti, rasgele ve acı ile dolu bir ortama çevirdi. İnsana bu şekilde kötülüğün, Tanrı´dan bağımsızlığın ne olduğunu tattırdı. Yaratılış kitabında örneğin şöyle okuyoruz:
Yar.3:17 RAB Tanrı Adem'e,
«Karının sözünü dinlediğin ve sana,
Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için
Toprak senin yüzünden lanetlendi» dedi,
«Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.
Yar.3:18 Toprak sana diken ve çalı verecek,
Yaban otu yiyeceksin.
Yar.3:19 Toprağa dönünceye dek
Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.
Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
Ve yine toprağa döneceksin.»
(Yar.3:17-19)
Ya da Pavlus ona benzeyen bir ifade kullanıyor:
Rom.8:18-20
Ayrıca dünyanın sırdar yapısı üzerine Kutsal Kitapta tam bir parça, Vaiz adlı kitap, yazılmıştır. Ondan da bazı alıntılar:
Vai.1:12-14 Vai.3:10,14,8:14
Yani o kitaba göre, daha önce de gördüğümüz gibi, başımıza gelenler adil, hak ettiğimiz şeyler değildir. Dünya kendiliğinden anlamsız, adil olmayan bir mekandır. Yine de Tanrı insanları buna tamamen terk etmedi. İnsanın yüreğine sonsuzluk kavramı konulduğu için bu çelişki insanı arayışa iten bir unsurdur. Ve yazar yine de bütün olayların Tanrı'nın sonsuz perspektifinden mükemmel tasarlanmış olduğunu belirtiyor ama insan için o tasarım büyük bir sırdır.
O halde şu soruyu sorabiliriz:
3.3.Kötü bir olay nasıl iyi ve mükemmel bir tasarımın bir parçası olabilir?
Bir benzetme ile anlatayım: Bir insan başka bir insanı bıçak ile keserse, ya eşkiya olabilir ya da tıp doktoru olabilir. Eşkiya kötü niyetle başka insana zarar vermek istediği için, bıçak kesme olayı kötü bir niyetten ve kötü bir plandan kaynaklanıyor. Tıp doktoru ise iyi bir plana ve niyete göre örneğin benim bademciklerimi alıp beni büyük sağlık problemlerinden kurtarır. Yine de iki örnekte acılarım ve de herhalde gözyaşlarım olacaktır, ama doktoru tanıyorsam, ona karşı bu acı verici olaydan dolayı yine de minnet duyacağım. Yani olayın kabuğunun altında iyi bir tasarım varsa, insan katlanabilir. Bundan dolayı şunu okuyoruz:
Rom.5:3-5
Adil olmayan, rasgele, insanın ilk günahından dolayı kırık ve acı, kaza ve ölüm ile dolu olan dünyamızda, yine de olayların kabuğunun altında sırdar bir tasarım var. Bu tasarım, tasarım yapanı sevenler için iyilik için etkilidir. Olayların derin sırrı onlar için derin bir sürpriz olacak olan bir hediyeyi saklayan bir kutuya, ya da sancı ile büyük özlemle beklenen bir bebeğe benziyor.
Rom.8:17-18
Pavlus 1Ko 2:9 ayetinde bunu önemli ve somut bir örnekle gözlerimizin önüne koyuyor. Pavlus daha önceki ayetlerde İsa Mesih´in çarmıha gerilişini tartışıyor. Çok acı verici, feci, bu dünyanın adaletsizliğini apacık gösteren, vahim bir olaydır. Tanrı´nın Mesih´i, günahsız, masum, devamlı iyilik yapan İsa reddedildi, aşağılandı, ihanet edildi, işkence gördü, öldürüldü. Bu olay bir trafik kazasından, bir kanser olayından, hatta olağan bir haksızlıktan çok daha kötü ve karadır. Bazı insanlar için böyle bir olay bundan dolayı kabul edilemez bir haksızlık, Allah tarafından izin verilemez nitelikte olduğunu düşünüyorlar ve çarmıh gerçeğini inkâr ederler. Halbuki bu kara kutunun içerisine Tanrı´yı sevenler olarak bakacak olursak, içinde kurtuluşumuzun temelini görüyoruz. Bu olayda Tanrı bize karşı beslediği derin sevgi ve bağışlama isteğini somut, mekân ve zaman içerisinde dokunur bir şekilde ispatladı. Kapkara, kan ile bulamış kutunun içerisinde parlak, bilgimizi, beklentilerimizi aşan, hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın duymadığı, hiçbir insanın yüreği kavrayamayan harika bir hediye olduğunu görüyoruz.
Rom 8:28 ayetini onunla birleştirirsek, her olayın, Tanrı´yı sevenler için böyle harika bir hediye içerdiğini anlıyoruz. Trafik kazası niye geçirdim? Bilmiyorum, ama bir gün bileceğim ve şimdiden içinde harika bir tasarımın var olduğuna emin olabilirim. Sırrın mahiyeti ulaşılamaz değil. Tersine beter olayın en beteri harika ve parlak sevginin ispatını içerdiyse herhangi başka bir olayın arkasındaki tasarımın aynı elden ve hikmetten olduğunu biliyoruz. Sırrın mahiyeti o bakımdan sırdar tasarımı yapan mahiyetinden çözebiliriz, ki o bu mahiyeti çarmıh olayından kesin biliyoruz. Ve de Pavlus şöyle de diyor: 1Ko.2:10-12
Yani bize verildiği Kutsal Ruh´tan dolayı bu tasarımcının mahiyetini içimizde taşıyoruz, onun kim olduğunu sonsuza dek derinleşerek anlayacağız. Tanrı dünyayı o kadar sevdi ki biricik Oğlunu verdi. Öyle ki ona inanan hiçbiri mahvolmasın ama hepsi sonsuz hayata kavuşsun. Tanrı bizi sever ve başımıza gelen sırdar olayların tasarımında kendi akıl ermez büyüklüğünü koymaya özen gösterdi ve gösterecektir.
3.4. Yanlış yaklaşımlar
Başımıza kötülük, haksızlık, kaza, bela gelirse bu kara kabuğun altında diğer insanların bilmediği ve anlayamayacağı, şahsi iyiliğimiz için devamlı ve özenle etkin olan bir tasarımın var olduğunu bilebiliriz. Maalesef bazı Mesih inanlılar da, tıpkı ilk öğrenciler gibi kötü olaylar mutlaka bir günahın yargısı olduğunu düşünürler. İsa Mesih onlara en azından iki sefer yanıt verdi:
Luk.13:4
Yani tamamen adil ve kutsal olan bir Tanrı, haklı olarak günahkar olan insanı haklı olarak bunu yansıtan kötü ve adil olmayan bir ortama koydu. Hepimiz aslında çok daha kötü olaylar ve de cehennem hak ettiysek de bir insan başına gelen kötü bir olaydan dolayı genellikle bu insanın çok kötü birisinin olduğunu söyleyemiyoruz.
Yuh.9:2-3
Yani İsa Mesih burada yine de kötü bir olayın başına gelenin suçu olarak kabul etmiyor. Tam tersine öğrenciler bu kara kutunun altında bulunan hediyeye bakmayı yöneltiyor. Biz de bunu öğrenmeliyiz.
3.5. Doğru yaklaşım
Sırdar yapının Tanrı´nın ellerinden geldiğini, içinde harika hediyeler olduğunu bilirsek, bu acaba bizi pasifliğe mi itiyor, bir nevi kaderciliğe mi yöneltiyor? İşte başlangıçta verilen iki ayetlerin derin bir şartı var. Şart Mesih inanlılar olmak değil, Tanrı´yı sevmektir. Tanrı´yı seven için dış olaylar ve iç olaylar birbiriyle uyum içerisinde. Tasarım yapan Tanrı ile samimiyet olduğu için, o hem dış olayları belirtiyor, hem de koşut bir şekilde içimizi işliyor, değiştiriyor, biçim veriyor. Acılarımız, korkularımız, kayıplarımız, hastalığımız, hatta ölümümüz bile onun harika tasarımın da birer öğeleridir. Böyle bir anlayış bizi pasifliğe, ya da soru sormamaya değil, harekete ve soru sormaya yöneltmelidir.
Başka bir kişiyi derinlikte sevmek, onun hareketlerini pasif bir şekilde ve suspus beklemek demek değildir. Sevgi hakiki ise insanı en büyük hareketlere geçiriyor. İnsanlık tarihinde en büyük sanat eserleri, kitaplar, ezgiler, şiirler, hatta bilimsel eserler bir insana ya da bir bilime karşı beslediği derin bir sevgiden meydana gelen olaylardır. Bu şekilde Tanrı´yı yalnız sözlerle değil, hareketlerle samimiyetle sevenler için başlangıçtaki ayetler geçerlidir. Onlar kendi elinde olan hayat öğelerini hevesle ve aşkla, devamlı Tanrı ile diyalogta tasarlayacaklar. Bu şekilde onların tasarımı ve Tanrı´nın tasarımı birbiriyle uyumludur. Tanrı insanıyla bir nevi takım çalışmasını hedefliyor, bir bakımdan onunla beraber büyük bir hayat konseri vermek istiyor. İnsan yalnız kul değil, seven ve sevilendir, bu hedef için yaratıldı. Nasıl büyük bir konser bütün müzisyenlerin ahekli, uyumlu aktif çalışmasının sonucuysa, Tanrı´nın sevgi tasarımı ve bizim sevgi tasarımız beraber bir gün büyük ve herkesi şaşkına döndüren bir bütün olarak gözükecek. Tanrı ışıktır onda hiçbir karanlık yoktur ve bundan dolayı hiçbir şey bizden saklamayacaktır.
Mar.4:22
Bir gün hediye kutusunu açan bir çocuk gibi hayatımızın inleyişlerle yaşadığımız olaylarına bakacağız ve herhalde sevinç çığlıkları atacağız. Hiç bir sorumuz o zaman kalmayacak:
Yuh.16:20-23
O gün bizim yaptığımız olaylar da açığa vurulacak. Çünkü yalnız Tanrı´nın eserlerinde değil, bizim eserlerimizin de kabuğu açılacaktır. Hangi motivasyondan dolayı, ne için yaptığımızdan, Tanrı için sonsuz bir değer sahip mi yoksa yalnız gösteriş için mi yapılmış.
1Ko.3:11-15
Tanrı´nın önünde hayatımızdaki hareketlere değer veren tek ölçü sevgidir. 1Korintliler 13 bölümünde onu çok net bir şekilde görebiliriz. Bundan dolayı da şu buyruk ta Tevrat´ta en önemli buyruk olarak belirtilmiştir.
Yas.6:5
Seven bir insan başına gelenler ile ilgili soru soracaktır, anlamadığını dile getirecektir, ucuz yanıtlar ile yetinmeyecektir. Sevgiyi körleştiren ve zehirleyen yanlış bir teslimiyete girmeyecektir. Tanrı´yı seven bir insan bazen ondan başına gelen olayların hikmetini soracaktır, başına gelen olaylar onu Tanrı´nın sözünü daha iyi araştırmaya ve somut bir şekilde anlamaya itecektir. Sık sık Tanrı da somut olaylarla bize bir şey göstermek istiyor, bizi terbiye eder, bize sabır öğretir vs. Ve her sorunun cevabı bu dünyada alamayacağız. Eyüp kitabı Tanrı´ya soru sormanın çok açık bir örneğidir. Ama İncil´de onu da görüyoruz:
2Ko.12:7-9
Aynı zamanda da Tanrı´nın tasarımı tek düzenli bir şey değildir, esnektir, sevenler tarafından değiştirilebilir. Tanrı bizi hakiki bir karşı tarafı olarak yarattı ve bundan dolayı birçok olaylar üzerine bizimle konuşmak istiyor, dua ettiğimiz zaman hakikaten onun tasarımı değişiyor. Örneğin:
Yşa.38:4-5
Tanrı´yı seversek, dua edeceğiz, onunla konuşacağız ama seven birisi olarak konuşacağız bir büyücü gibi hiç bir zaman manipüle etmeyi kalkışmayacağız. Tanrı Tanrı´dır, hiç bir şey ile manipüle edilemez, hatta falcılık ve büyücülükten nefret eder. ( Yas 18:9-14 ) Tanrı sevgiye dayalı bir diyalog özlüyor, çünkü seven iki kişi birbiriyle yüreklerini paylaşıyor ama birbirini zorlamazlar. Onun çok güzel bir örneği Yar.18:17 - 33 okuyabiliyoruz.