Yar.22 - İbrahim'in kurbanı
Yar.21:33-22:19
İbrahim uzun süre konuk olarak Filistinde yaşamış. Ölümsüz ve ebedi Tanrı'ya yakarmış. Hayatında ve sözlerinde Tanrı'nın bu dünyada bulunan her şeyden üstün olduğunu ifade ettmiş. Uzun bir süre bu şekilde yaşamış. 'Daha sonra' Allah, kendisiyle konuşup oğlunu sunmasını istedmiş. Daha doğrusu İbrahim'in hayat tarzıyla, sözleriyle, düşünceleriyle ifade ettiği imanının hakiki olup olmamasını görmek istedmiş. Uzun, yıllar bir tecrübe ve iman yolunda yürümenin sonu olan bu istek, bir imtihan idi.
1. İmtihan
Bunun için ilk önce imtihan kavramı üzerine konuşmamız gerekir. Tanrı imtihan eder.
Yalnız İbrahim'i değil İsrail halkı da çölde imtihan etti
( Çık.16:4 ,
Yas.8:2 ).
İsrail halkı her zaman sahte peygamberler ile imtihan edeceğini de belirtti
( Yas.13:3 ).
Eyüb iyi bir insan olduğu için çok sıkı bir şekilde imtihan edildi.
Eyü.1:11-12 , Eyü.2:1-6
İsa Mesih Tomas adlı öğrencisini beş bin kişinin doyma öyküsünde soru ile imtihan etmişti
( Yu.6:6 )
Allah inananları bu dünyanın zulmüyle imtihan eder.
( 1Pe.4:12 )
Bütün bu örneklerin sonucu olarak Tanrı'nın iman eden herkesi imtihan edeceğini söyleyebiliriz. Bunun için imtihan önemli bir konu. Tanrı ne için imtihan eder? Kendisi zaten İbrahim'in ve bizim içimizde neler olduğunu bilir. Bilir de yine de İbrahim'in örneğinde göreceğimiz gibi bir insanın sınanması, imtihan edilmesi bir bakımdan bir malın sınanmasına benzemiyor. Bir malın daha önce kesin olarak bilinebilen durumu testte açığa vurulur. Bir insanın sınanmasının sonucu daha önceki durumundan belli olamaz. Allah öykümüzün sonunda şunu söyler:
( Yar.22:12 )
Veya İsrail halkına şunu der:
( Yas.13:3 )
Yani sınavtan önce Tanrı katında bile ne İbrahim'in ne de İsrail halkının ne de bizim durumumuz tam olarak belli değil. Yakup kendi mektubunu deneme konusuyla başlatır.
Yak.1:3
Yani sınanmak yalnız ölçmek için değil, içimizde bir şey pekiştirmek, bizim imanımıza baskıyla şekil vermek için de yapılır. Yakup kendi mektubunda imanın, hakiki ise, yalnız yüreğinde, görünmeyen bir şey olmadığını yazar. İman icramızda, hayatımızda, imtihanlarımızda gözükmezse hayalcı, boş bir imandır. Allah bile icramız, imtihanlarımız olmaksızın hakiki imanımızı göremez. Demek ki böyle bir şey yok.
( Yak.2:20-24 )
Bunun için 'denemelerle yüz yüze geldiğiniz zaman büyük sevinçle karşılamak' lazım. O bakımdan inanan bir insan bir imtihan dünyasında yaşıyor. Sıkıntılar olsun, zulüm olsun, kötü arzularımız olsun bu fani ve düşüşte
( Rom.8:20-21 )
bulunan dünyamızda her şey imanımızın birer imtihanıdır. Ya imanda geliştikçe gelişiriz ya da imanımızın boşluğu gittikçe görülür. Yine de Allah'ın imtihanları, kurtuluş ile ilgili değiller. Kutsal kitapta 'imtihanı kazanmadın cehenneme gideceksin' diye bir düşünce yok. 'Çok imtihan kazanmadın, acaba kurtuluş için gerekli ve muteber olan imanım var mı imanım hayal mı?' diye düşüncesi ise var
( 2Ko.13:5 ).
İbrahim imtihan edilir. İmtihanı çok nadiren okuduğumuz bir olay ile başlıyor:
2. İmtihan'da Tanrı'nın yakınlığı
Yüce Allah bir insana kendi adı ile hitap eder. İbrahim'e bunu yalnız iki defa yaptı ve her iki defa bizim öykümüzde bulunuyor. Yaratılış kitabında böyle bir hitap şekli yalnız bir daha Yakup'a karşı buluruz
( Yar.31/11 , Yar.46/2 )
ve Tevratın ilk beş kitaplarında yalnız bir daha Musa'nın
( Çık.3/4 )
öyküsünde buluruz. Ad ile hitap edip seslenmek buna göre çok özel bir şey. İnsanın özünü dokunan, çok derin bir yakınlık gösteren bir şereftir. Allah o insanla sanki aynı seviyede olmuş gibi konuşuyor. Tanrı bizim yüreğimize arada sırada o derinlikte dokunur, dikkatimizi tam çekmeye çalışıyor. Ve imtihanlarımızda Allah tam yanımızdadır. İbrahim'e "İşhak'ı sevdiğin biricik oğlunu al" diye konuşmayı başlıyor. Yani İşhak, İbrahim için ne kadar değerli olduğunu bilir, hisseder, söyler, onunla beraber o derin sevgi, baba duygularını ve vaadına dayanan beklentilerini paylaşır. Daha sonra İbrahim'den istediği kurban etme hareketi o bilincin ışığında ilerler. Yani İbrahim'den ne kadar zor bir şey istediğini, onu o konuda ne kadar derin anladığını ta başlangıcında belirtir. Zorbalı kan içen, insan kurbanını isteyen, insanlıktan uzak olan putlardan ne kadar farklı olduğunu hem hitap şekliyle hem de bu şefkatlı başlangıç sözlerle açıkça gösterir. Bu sözlerden imtihan'da insanı bir madde gibi denetleyen birisi olmadığı da anlaşılır. İmtihanlarda duygularımızı, korkularımızı vb. Allah bizimle paylaşır, bizim bulunduğumuz durumu imtihanları o da çektimiştir ve biz onlarla mücadele ederken bizi mümkün olduğu kadar desteklemeye çalışır.
( İbr.2:17-18 ) ( İbr.4:15-16 )
3. İmtihan'ın çetinliği
Bu başlangıçtan sonra Tanrı imtihanını telaffuz eder. Moriya bölgesine git, orada göstereceğim yerde oğlunu yakmalık sunu olarak sun. Moriya bölgesine daha sonra ancak bir defa, tapınağın yeri olarak Kutsal kitapta rastlanır. Süleyman bundan sonra RAB'bin Yeruşalim'de babası Davut'a göründüğü Moriya Dağı'nda RAB'bin Tapınağı'nı yaptırmaya başladı. Yevuslu Ornan'ın olan bu harman yerini Davut sağlamıştı.
( 2Ta.3:1 )
Orada "göstereceğim bir yerde" oğlunu yakmaklık olarak sunacak. Allah burada kasten bir daha İbrahim'e ilk çağırdığı zaman yapılmış ilk vaad sözlerini kullanıyor.
Yar.12:1
Yeri tam belirtmiyor o daha sonra olacak. İbrahim bekleyecek ve güvenecek, bilmediği bir yere gidecek orada bilmediği bir şey yapacak. İmtihanın bir parçası bilmediğin şeylerdir. Allah'a yalnız bildiğimiz şeylerde güvenirsek, İbrahimin imanına sahip değiliz. Allah'ın sözüne dayanarak risk almayan bir insan Tanrı'nın imtihanlarından geçemez. İbrahim ve biz birçok şey bilmiyoruz, anlamıyoruz. Ama İbrahim ve biz Allah'ı bildiğimiz için bilmediği diğer bütün bilmecelere katlanabiliyoruz. .
( 2Ti.1:12 )
( 2Ko.5:7 )
Ve o yer bilmece kalmayacak, 'göstereceğim' bir yer olacak. Yani bilmecelerin çözümünü bekleyebiliriz. İmtihanlarımızda, başlangıçta bilmezsek de Allah bize yol yordam gösterecek. Her insanın karşılaştığı denemelerden başka türlü denemelerle karşılaşmadınız.
( 1Ko.10:13 )
İbrahimin imtihanı aynı zamanda çok çetin idi: Bir insanın kendi çocuğunun canına kıyması aslında günahtır, hem de çok büyük bir günah. Birçok sapık tarikatlarda insanlar kör bir güvene yetiştiriliyor. Tarikatın lideri Tanrı'nın buyruğu olarak esasen yanlış bir şey buyuruyorsa, müridlerinden yine de itaat bekler. Kutsal kitap böyle mutlak bir itaati yasaklar.
( 2Ko.11:20 )
( Mat.23:8-10 )
İbrahim'in imtihanı o bakımdan istisnaidir. Daha önce değindiğimiz gibi, İbrahim Tanrı'nın kendisine çok yakın olması ve bizzat kendisi ondan oğlunu kurban etmesini istediğinden emindi. Tanrı kendi sözüne aykırı bir şekilde hiç kimseyi imtihan etmez. Eyüb'e çocuk verdi, yine de aldı. Burada İbrahim'in aktif bir şekilde kendi çocuğunu öldürmesini buyurur. İbrahim'in inancı kör değildi, hayalperest bir insan da değildi. Tanrı'nın doğru ve söylediği diğer sözlere sadık olacağından emindi. Ona göre Tanrı çocuğunu ölülerden diriltebileceğini düşündü.
( İbr.11:19 )
İbrahimin imtihanının esasına bir daha bakalım. İbrahim iman ve güven gösterecek mi, yoksa göstermiyecek mi? Allah'ın iyiliğini kendi hayatında birkaç defa çok net gördü. Yillardan sonra kendisine Sara'dan bir oğul verildi. Allah onu maddi bakımından çok bereketlendirdi
( Yar.24:1 ).
Yalnız oğlu ölürse, hem vaat geçersiz olacak hem yakınında ölecek olan İbrahim için de maddi bereketinin hiçbir anlamı kalmaz (ki İbrahim bunu
Yar.15:2
ayetinde ifade eder). İbrahim Allah'ı neden sever, neden iman eder. O bakımdan İbrahim'in imtihanı Adem'in ve Havva'nın imtihanına benzer. Kesin bilmediği yalnız ipuçlardan dolayı tahmin edilebildiği Allah'ın iyiliğine iman etme sınavı. Ve işte iman etti. Bizde İsa Mesih'e doğru imanımızdan dolayı İbrahim'in çocuklarıyız.
( Gal.3:7 )
Bu ne demektir. Bizim imanımız da çarmıhta ölen bir Mesih'e olan bir imandır. Yani Mesih'in dirilişi olmadıysa, imanımız boştu.
( 1Ko.15:17 )
Bu dünyada imanlarından dolayı Tanrı'dan çıkar ve itibar bekleyenler bu dünyada çarmıha gerilmiş, reddedilmiş, mahkum sayılmış bir insana iman ettiğini bilsinler.( Yu.1:11-12 )
( İbr.13:12-14 )
İbrahim'in imanının beklentisi esasen maddi veya dünyevi olsaydı bu imtihanın riski taşınamaz olurdu. Ama onun ümidin odak noktası da bu dünyada bulunmayan sonsuz göksel bir vatan, Allah'a yakın bir mekan idi.
( İbr.11:13-16 )
Hayatımızın imtihanlarında İbrahimin imtihanını o bakımdan anabiliriz. Eyüb'ün ve İbrahim'in ve Adem'in imtihanının özü aynı: Görünmeyen Tanrı'ya kim olduğundan dolayı hizmet ettiler, çıkar için değil. Çünkü hakiki sevgi çıkar aramaz.
( 1Ko.13:5 ).
İnsanlar arasındaki dostluk da buna benzeyen bir imana dayanıyor. İnsan insana kim olduğundan dolayı yakın olursa, severse dost olur. İçtenlik yok ise, arkadaşlık çıkar ilişki seviyesinde kalır, derinlik kazanamaz. İşte bundan dolayı İbrahim Allah'ın dostu olarak çağrılır:
( Yak.2:23 )
4. İmtihan, tapınmak ve kurban
İmtihan bir dakikada olmadı. Tersine üç gün sürdü ve teferruatları bize verilir. Hazırlıklar yaptı, erken kalktı, eşeğe palan vurdu, iki uşak da yanına aldı, sunak için herşeyi hazırladı. Kararlı idi, uzun uzadiye düşünmedi, tereddütlere teslim olmadı. İsa Mesih'in hayatında gördüğümüz gibi bizim imtihanlarımızda bu kararlılık da önemlidir:
( Luk.9:51 )
üçüncü gün uzaktan gideceği yeri gördü. O da önemli bir karar noktası oldu. Acaba başladığı yolu sonuna kadar gidecek midir? Yolun sonunda bir bakımdan oğluyla (ve Tanrı'yla) yapayalnız kaldı. Oğuluna henüz ne olacağını açıklamamıştı. Uşaklarının önünde oğuluna karşı bıçak uzatmak istemedi, muhtemelen müdahale edip onu engelleyeceklerdi. Bunun için oğluyla birlikte tapınmaya gideceğini söyledi. Bununla aslında derin bir gerçek ifade etti. Tapınmanın asıl anlamı Allah'a gereken saygıyı göstermektir. Kendisine karşı doğru bir yer almak. Bu kör bir inancın hareketi olarak yapılırsa boştur, İbrahim'in imtihanında bilinçli ve gönüllü bir hareket ile İbrahim Allah'a karşı ne kadar derin bir saygı ve herşeyi ile bir bağlı olduğunu gösterdi. İbrahim tüm varlığıyla, tüm geleceğiyle Allah'a tabi olduğunu ifade etti. İmtihanda bu tapınmanın sahtekar veya yüzeysel olmadığını ortaya çıktı. Bu dünyada imtihanlar olmaksızın, acılar ve riskler almaksızın Allah'ı derin bir manada tapınmak mümkün değildir. İbrahim de uşaklarla konuşurken döneceğini söyler. Bir bakımdan döneceğinden emin idi. Kutsal Kitap bize bu ayrıntıyı aktarır. İbrahim oğluyla beraber son yola girdi. Yanında ne uşak ne de eşek kaldı. Yalnız sevdiği biricik oğlu vardı. 'Birlikte tapınmak için'. İbrahim bu imtihanın yalnız kendisinin değil, oğlunun imtihanı da olacağını biliyordu. İşhak onun derin imanını biliyordu, onun derin sevgisini tatmıştı ve ona güvendi. İkisi beraberdiler, yalnızdılar. Oğul şimdi daha önce eşeğin yaptığı işi yaptı, yani odunu taşıdı. İbrahim ateş ve bıçak taşıyordu, yani kesmenin ve yakmanın aleti. İmtihanı bu şekilde beraber üstlediler. Yalnız oğul henüz bunun bir imtihan olacağını bilmiyordu. İshak sordu. Konuşma bize teferruatlarla verilir: " Baba" diye seslendi. "Evet oğlum" diye yanıt aldı. Tuhaflığını açıkça belirtti. Babasından pek korkmadı, onun sırrını öğrenmek istedi. Baba sırrını oğluyla tam paylaşamadı. Ama, dolaylı olsa da, sırrın içinde Tanrı'nın parmağı (gerekli) olacağını belirtti. "Kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak (veya daha kelimesel anlamında 'görecek')!" İbrahim bu fikiri nereden aldı, nereden öğrenmişti ? Bunu anlamak için kurban fikri üzerine biraz düşünmemiz lazım. Kutsal Kitapta ilk defa kurban Kayin ve Habil'in öyküsünde buluyoruz. Orada kurban Tanrı ile ilişkisini gösteren bir hareket idi. Habil sevgisini, bağlılığını ve saygısını Tanrı'ya bu şekilde gösterdi, ifade etti ve Tanrı ona ve kurbana baktı ve bakışla kendi derin sevgisini gösterdi. (Yar.4) Bir bakımdan bir insan Allah'a hakiki bir anlamda bir şey veremez. Çünkü var olan her şeyi zaten Tanrı yarattı, ona aittir. Onun yanısıra Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yok. Çünkü zaten isterse kendisi her şeyi bir daha yaratabilir. O anlamında bir kurban olamaz.
( Elç.17:25 )
( Yşa.1:11 )
Kurban, hediye gibi bir şeydir. Hediye gibi gönüllü olmalıdır, manipülasyon için verilmemelidir, ilişkinin ifadesi, özeti ve simgesi olmalıdır. Çünkü aslında Tanrı'nın istediği şey biziz. Tevrat'takiler bunu de bildiler.
( Mez.50:6-15 )
( 1Sa.15:22 )
( Mik 6:6-8 )
( Hoş.6:6 )
( Hoş.14:2 )
Hepimiz günahkar olduğumuz için makbul bir kurban vermemiz aslında mümkün değil çünkü biz makbul değiliz ve hayvani bir kurban bizim günahlarımızı zaten da ortadan kaldıramaz.
( İbr.10:4,8 )
Yani Tanrı'ya bir şey vermek isteyen insan derin düşünürse makbul bir şey bulamaz. Tanrı'ya en makbul şey şudur: Bir insan kendi derin günahkarlığını anlayıp alçakgönüllü ve pişman olur:
( Mez.51:16-17 )
Yani aslında insan bir kurban sağlayamaz, yalnız ve yalnız Tanrı kendisi kendisine makbul olan bir kurban sağlayabilir. Ibrahim bir bakımdan da kendi zayıflığını burada belirtir: Oğluna açıklayacak cesareti bile yoktu. Tanrı kendisine güç vermezse, oğlunu da kurban edeyemeyecekti. Bir bakımdan kendisinin imanının ve gücünün, bir işe yaraması için Tanrı tarafından gelmesi gerektiğini biliyordu. 'Rab'bin dağında sağlanacaktır!'. İbrahim'in asıl kurbanı Allah'a karşı bu bağlılıkta bu zihniyette idi. Konuşacak olan konuşuldu. Ne İşhak ne de İbrahim isyan etmedi. Yola ikisi birlikte devam ettiler. Daha önce yalnız İbrahim bu yükü taşımıştı şimdi beraber taşımaya başladılar. Hem İbrahim hem de İşhak imtihan edildi. Çünkü tespit edildiği yere geldiği zaman sonuçta İşhak da kurban edileceğini gördü. Kaçmasın diye sunak üzerine bağlandı ve kuzu gibi kabul etti. 'Rab sağlayacaktır', yani çözüm getirecektir. Yalnız o zihniyet ile beraber bu büyük imtihanlarda başarılı olabildiler. Tevrat bize İbrahim'in son hareketini bile verir. Elini uzatıp, bıçağını alıp İşhak'ı boğazlamak üzereydi. Yani sonuna kadar kararlı idi. Ve Allah onlara bir koç göndeerdi. İşhak'ın yerinde bir koç boğazlandı. Yine de İbrahim bunun yetersiz ve ancak geçici bir şey olduğunu açıkça ifade etti: "Rab'bin dağında sağlanacaktır!". Yani gelecekte yine olacaktır. Tanrı bir gün mükemmel ve makbul bir kurban sağlayacaktır. Onu biliyordu, ona inandı ve o yerin adı ona göre tespit etti. Onun gibi bütün peygamberler Mesih'in kurban ölümünü vaad ettiler:
( Elç.3:24 )
( Elç.10:43 )
( Luk.24:26-27 )
Bir örnek gerekirse M. Ö. 6.asırda yaşayan İşaya peygamberin sözlerine dinleyebiliriz.
( Yşa.53:1-11 )
Veya Zeburda Davut M.Ö. 10.asırda bir bakımdan Mesih'in acılarını açıkladı.
( Mez.22:1 )
( Mez.22:11-18 )
Çünkü yalnız ve yalnız bu kurbandan dolayı bir insanın günahları bağışlanabilir.
( Rom.3:20-26 )
Bir insan bu kurbana iman ederse bağışlanır. Yukarıdaki 26. ayette bunun için "imanla benimsenen kurban" yazmaktadır. Tanrı kurbanları insanların Onu hatırlaması için kestirir.
( İbr.10:1-4 )
İsa Mesih'in kurban ölümü o bakımdan bütün kurbanların asılıdır, bütün kurbanlar o gelecek mükemmel kurbanı simgelemek için kesildi.
( İbr.9:14 )
( İbr.10:8-10 )
( İbr.10:14 )
Tanrı İbrahim'e iki defa seslendi.İlk seferde İbrahimin Allah korkusunu gördüğünü söyler. Allah korkusu kavramı burada bir dehşet, derin bir korkuyu kastetmiyor. Allah korkusu derin ve hayatı etkileyen bir saygıdır. Allah'a önem vermek, ve İbrahim'in örneğindeki gibi ona sevdiği her şeyden daha fazla önem vermek. İbrahim Allah'tan hiç bir şey esirgemedi. İyi bir dost gibi onun için her şeyi yapmaya her şeyi harcamaya razı idi. Allah'ı derinlikte sevdi ve ona candan bağlıydı. Onun sözünü ciddiye aldı. Okuduğumuz imtihanda bu zihniyet ortaya çıkıyor. Allah ona 2 defa kendi adıyla hitap eder. Yani kendisini olabileceğine yakın hisseder, onu bir dost gibi hissetiğini ona duyduğu iyiliği ve yakınlığı anlatır. Bizim için de böyle bir yakınlık sözkonusudur. Allah bizim için öz Oğlunu İsa Mesih'i verdi, bizden esirgemedi. Böyle bir yakınlık gösterdiği için bizden de İbrahim'in zihniyetini bekler:
( Luk.14:25-26 )
( Yu.15:14-15 )
Yakınlık hareketlerden anlaşılır sırf sözlerden, fikirlerden değil.
( 1Yu.3:18 )
5. Tanrı İbrahim'in kurbanına cevap veriyor
Allah İbrahim'e ikinci defa seslendiği zaman kendi adı üzerine ant içer. Bir kişi bir şey üzerine ant içerse o şeyin pahasına antını yerine getirmeye hazırdır demektir. Allah buna göre kendi seviyesinde ve değerinde olan bir şeyi vermel pahasına bu antı içer. Bu antı yerine getirmek için kendi seviyesinde bir şeyi kaybetmeye razıdır. İbrahim Allah'a her şeyini vermeye razı ise, Allah da İbrahim'e ve onun soyuna her şeyi, öz Oğlunu dahil vermeye razıdır. O bakımdan İbrahim'e müjdeyi daha önce bu seslenişinde söyledi: Ben senin için yalnız bir daha yaratabileceğim nimetlerimi, yani yemek, yağmur, güneş,... vs. vermeyeceğim. Sen nasıl öz oğlunu benim için vermeye razı olmuşsan ben de senin ve senin soyun için öz Oğlumu vermeye razıyım. Ant ile bunu pekiştirdi. O ant ile kendi kurtuluş planının dönüşü olmayacağını, boyutunu ve inanılmaz pahasını haykırdı. Çünkü kutsama antını yerine getirmek için İbrahimin soyundan günahın lanetini almak lazım idi.
( Gal.3:13-14 )
( İbr.6:16-18 )
( Gal.3:8-9 )
Bundan dolayı bütün uluslar kutsanacaktır. Allah bu antı İsa Mesih'te yerine getirdi. Hepimiz onun uğruna yalnız Allah'ın dostları değil çocuklarıda olduk.
( Gal.3:26 )
( Gal.3:29 )
Bu yakınlık ile, bu ümit ile bu kutsama ile İbrahim'in iman yolunda hayatımızı sürdürelim.