Kayin ve Habil

Yar.4:1-15

1.Kayin ve Habil'in isimleri

Clipart Sevgili kardeşler,

bu ayetlerde Kayin ile Habil'in öyküsünü okuyoruz. Onlar senin ya da benim gibi insanlardı. Kayin'in doğumu çok büyük bir sevinç çığlığı ile kutlanır. "RAB'bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim". Bu dünyanın kırık ve kötü durumuna rağmen RAB'bin yardımıyla yeni hayatın oluşu büyük bir kutlama sebebidir. Havva ve onunla bütün anneler için doğum olayında bu yeni hayatın oluşuyla bu kadar önemli bir paya sahip olması çok büyük bir sevinç ve ümit getirir. Yeni doğan bir bebeğin, annesinden, babasından farklı bir insan, hakiki bir benzeri ve ayrı bir kişiliğe sahip olan bir varlık, annesinin ve babasının bir de Tanrı'nın suretinde olan bir çocuk. Havva bu ilk doğumda
1Ko.11:12
, doğum sancılarına rağmen kendisinin yeni hayatının taşıyıcısının olduğunu büyük bir haykırışla anlamış olsa gerek. Niketim Havva ismi tam o manada da kendisine verildi.
( Yar.3:20 )
"Kayin" ismi ise bu büyük insanlık ümidini ve sevincini dile getiriyor.
Öbür tarafta "Habil" (buğu, boşluk, hiçlik) ismi insanın hayatı ve varlığı bu dünyada ne kadar kısa ve boş görünen bir şey olduğunu iyi bir şekilde dile getiriyor. Habil - buğu, boşluk - her insanın özleminin ve hayal kırıklığının bir çığlığıdır
( Yak.4:13 );
hayatımız sadece boşluk ve geçicilikten ibaret olmasın, sadece hedefsiz bir varolmaya benzemesin., ölümün ötesinde bir mana taşısın: "Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve toprağa döneceksin" diye Tanrı konuşmuştu, hüküm vermişti.
( Yar.3:19 ).
Birer insan haline gelmiş büyük ümit ve hayal kırıklığında bütün insanların düşüncelerini meşgul eden iki ana konu görüyoruz.
Çocuklar büyüyünce birisi çoban olur öbürü ise çiftçi oldu. Adların dışında onlar ile ilgili bilgimiz bu kadar. Ayrı ayrı meslekleri var, birbirinden farklıdırlar, ikisi de önemli ve hoş işleriyle meşguldürler.

2.Kayin ve Habil'in sunusu


İkisi sunu sunuyorlar. İkisi de en yakın çevrelerinden, ikiside kendi emeklerinden. Kayin toprağının ürünlerinden, Habil ise sürüsünden. Kayin'in sunusuna dair hiç bir nitelendirme okumuyoruz. Habil'in sunusu ise "ilk doğan" hayvanlarından ve "özellikle yağlarından" verildiğini okuyoruz. Habil'in sunusunda ifade ettiği durum Kutsal Kitap'ta devamlı yinelenir: Tanrı için sunu önemli değil, o sununun arkasında olan sebep önemlidir. Çünkü İbranice'de burada sunu için kullanılan kelime aslında "hediye" kelimesidir. Şarkta bir hediye ilişkinin ifadesi ve simgesidir. Hakiki hediyenin fonksiyonu alan kişiyi etkilemek ya da manipüle etmek, bir şey kopartmak değildir. Hakiki hediyede bir insan başka bir insana karşı özel bir vesile ile ya da öylesine ne kadar sevgi ve saygı duyduğunu somut bir şekilde ifade etme imkânıdır.İnsan hediye verirken kendisini ona ne kadar yakın gördüğünü ifade eder. Hediyenin büyüklüğü ya da parlaklığı o kadar önemli değil o hediyenin arkasında olan zihniyet ve gönül zenginliği önemlidir. Sırf hediyede değil her günün içindede bu yakınlık hakikaten varsa o zaman hediye doğrudur ve o yakınlığın ve sevginin ifadesi haline gelmiştir. Kayin'in sunusun hakkında hiç bir şey okumuyoruz çünkü bu bakış açısında söylenecek hiç bir şey yoktur.
Habil ise sunusunda ilk doğanlar ve özellikle onların yağlarından hediye ediyor. Bu şekilde Tanrı'nın kendi hayatında ilk sırada geldiğini, hayatın merkezi olduğunu uygun bir şekilde ifade ediyor. Tanrı'ya hayatının en iyisini vermek istiyor. Ve o konuda bize yani Mesih imanlılara örnek teşkil eder: Kutsal Kitap'ta şöyle bir şey okuyoruz:
Rom.12:1-2
Bizim gündelik hayatımızdan dolaylı olarak Tanrı'nın bizim için ne önem taşıdığını, ona sadece dudaklarımızlamı yoksa hakikaten yüreğimizle mi sevdiğmizi gösterecektir. Başka bir şey de gözümüze çarpar: İkisi ayrı ayrı sunu sunuyorlar. Aralarında sadece insani ya da mesleki bir fark değil, Tanrı ile ilgili ilişkilerinde birbirinden apayrıdırlar, dışarıda ilk bakışta da benzer ibadetlerde bulunurlarsa da.

3.Allah'ın sevgi bakışı


Allah Habil'e bakar. Onu görür ve onun kişiliğinden derin bir sevinç duyar. Çünkü bu insanın sunusuyla kendisinin kişi olarak hedeflendiğini görür. Bu insanın yaptıkları Yaratana karşı bildiği bir görev değil, Tanrı'nın ne kadar harika ve iyi birisi olduğunu anladığından ve onu ifade etmek istediğinden dolayı meydana geldiğini görür. Adı boşluk , hiçlik ve buğu anlamına gelen Habil şunu anlamış: Sadece sonsuzluk sahibi olan Tanrı kendi hayatına sonsuz iyilik, sevgi ve lütufla derin ve kalıcı gerçek bir mana ve hayat anlamı verebilir. Tanrı Habil'e (ve onun sunusuna) baktı. (İbranice'de üçüncü ayetin ikinci yarısınıda kelimesel anlamında onu okuyoruz). Bakış kelimesi şark kültürünün ışığında burada çok önemli bir gerçeği ifade ediyor: Orada verilen bir bakış sözlerinde ötesinde derin olan bir anlam taşımaktadır. İnsanlar bir bakışla kelmilerin anlatamadığı şeyleri birbirlerine anlatırlar. Tanrı Habil'in sunusuna da baktı ve ikisi bildiler ki: Bu sunu Habil'in Tanrı'ya karşı gösterdiği güvenin, önemin ve yakınlığın başka bir ifadesiydi - Habil elinde olanın en iyisini ona vermek istedi. Habil'in Tanrı'nın bakışını nasıl idrak ettiğini ayrıntılarla bilmezsek de İbranilerin mektubundan, doğru bir kişi olduğuna dair Tanrının tanıklığına sahip olduğunu öğreniyoruz:
İbr.11:4
Habil tanrıya doğru şekilde iman etmişti ve Tanrı'nın bakışyla gönülleri bir oldu.
Ayrıntıları bilmezsek ve bilmemiz gerekli olmazsa da Tanrı'nın habile verdiği sevgi bakışının Habil'in hayatında görünür sonuçları verdiğini bu şekilde biliyoruz. Kendi içinde Tanrı'nın sevgi bakışı sezen ve RAB'bin aydın yüzü
( Say.6:25 )
üzerinde olan kişi bunu saklayamaz
( Luk.6:45 )
. Keşke Habil gibi inansaydık ve Tanrı'nın sevgi bakışını o denli idrak etseydik ki, bizim hayatımız iç hürriyet, huzur ve sevinç ile dolu olurdu. Öyle olsaydı birçok insan bize O'na dair soru sorardı.
Ama bu yazıyı okuyan kişiler arasında Tanrı'nın sevgisinden hiç haberdar olmamış insanlar da olabilir. Tanrı'nın ta kendisi senin için en değerli olanı, Mesih'ini Hz. İsa'yı feda etti. Hayatın boşluğu ve hayatının günahlarını silip sana bu şekilde sonsuz hayat sundu. Bir baba öz çocuğuna büyük sevgi ile nasıl bakarsa Tanrı sana öylesine bakmak istiyor. Bunun için seni ondan ve onun sevigisinden ayırt eden günahların cezası günahsız Mesih'i üzerinde yükledi ve Mesih bunu gönüllü olarak kabul etti.
( Yu.3:16,10:17-18 )
Yeter ki sen tövbe edip bu büyük hediyeye inanırsan. Senin hayatın bu şekilde yeniden başlayabilir.

4.Allah'ın yüz çevirmesi


Kayin ise Tanrı'nın sevgi bakışını yaşamadı. Çünkü derin bir bakış insanlarda sadece birbirine gönüllerinde bağlı olanlar arasında tam manasıyla mümkündür. İnsanlar birbirine karşı "doğru" olunca ancak mümkündür. Kayin - RAB'bin yardımıyla dünyaya gelmiş olan adam - büyük ümitlerin odağı, sunu sunan kişi ama Tanrı ona sevgi bakışını vermez, daha doğrusu veremez.Kutsal kitap Kayın onu anlayınca "çok öfkelendi ve suratını astı" der. Bu davranışlarda yanlış dindarlığın tipik bir örneği görüyoruz: Yaptıklarıyla, sevaplarıyla Tanrı'ya karşı bir hak elde edebileceğine dair bir inança sahiptirler. Yanlış olmasına rağmen kendi doğrularını yerleştirmeye çalışırlar(
( Rom.10:3 )
ve Tanrı onu kabul etmez, edemez de çünkü bizim doğruluğumuz ve sevaplarımız Kutsal Olanın önünde hep kirli ve murdardır
( Yşa.64:6 ).
Kayin çok öfkeleyip kıskanır, halbuki doğru tepki üzüntüydü. Kendi hakkının çiğnendiğine inanmıştı. Tanrı'nın sevgi ve merhamet bakışının karşısında Yunus peygamber Kayin'a benzeyerek "Elbette hakkım var, ölesiye öfkeliyim" ( Yun.4:9 ) demiştir. Kayin suratını astı, Tanrı'nın gözlerine bakmak istemiyor ve artık bakamaz. Yuhanna birinci mektubunda Kayin'in "Kötü olana ait" olduğunu yazarken tamda bu zihiniyeti kasteder: Tanrı'ya muhtaç olduğumuzu kabul etmeyi istememek, onunla konuşmamak, kendi hayatımızı kendimiz tasarlamak., Tanrı kişisel, seven bir karşı tarafı değil, hakları ve taahütleri olan nesnel bir ticari müessese olarak görmek. Yani Kayin'in zihniyeti şöyle de özetleyebiliriz:
Tanrı benim fikirlerime göre hareket etmezse bana karışmasın.
Ama Tanrı Kayin'e bir daha karışır,Çünkü bir daha onu kazanmaya çalışıyor. Bu olay üç ayrı yaklaşım gösterir:
1. "Niye" sorusunu soruyor: Kayin, düşünsene, niye o kadar öfkeli ve kıskançsın. Benim hakikaten hakkını çiğnediğimi mi düşünüyorsun? Seni kardeşin kadar sevmez miyim? Habil sevinç ile dolu senin ise öfke ile dolu olmanın - seni hayal kırıklığına uğratsa da - anlaşılır bir sebebi yok mu?Mümkün olsaydı sana sevgi bakışımla bakamaz mıydım?
2. Doğru yola giden küçük adımı atsana: Çıkmaz yoldan doğru yola geçmek için pratik adımlar atmak sana çok mu zor geliyor. Küçük, somut adımlarla bakış açını değiştirirsen yavaş yavaş birbirimizin yüzlerimize bakacak durumuna gelmez miyiz?
3. Dikbaşlılığın devamının sonuçları vahimdir: Öfkeyle başladığın yolun tehlikesini biliyor musun? Yanlış yöne devam edersen bir felaket olacak. Kötülüğün sinsiliği, ürperten ve seni birden körleştiren ve köleleştiren gücü bil. Tövbe et, yanliş yoldan dön ve kendine sahip ol. Yoksa kötülük senin sahibin olacak ve seni deforme edecek.
Kayin cevap vermez. İçine kapanır. Habil ile konuşup onunla tarlaya gider. Ona saldırıp onu öldürür. Kayin katil olmuştur. Hayvanlar kendi türünden olan başka bir hayvanı ya içgüdüsel olarak ya da açlıktan dolayı öldürebilir. Sadece insan, kıskanç ve öfkeli olduğundan dolayı başka bir insanı öldürür. Kayin'in hareketinde bütün cinayetlerde ve savaşlarda rol oynayan bir unsurla karşı karşıyayızdır: İnsanlar derinlikte özlediği Tanrı'nın sevgi bakışını kendi kendine veremezler, yüreğinde hissettiği boşluğunu dolduramazlar. Tıpkı bir çocuğun babasının, annesinin sevgi bakışına özlemi gibi. Bu bakıştan uzak yaşamak zorunda kalan insanlar sık sık derin bir öfke, kıskançlık ve hayal kırıklığında yaşamaya mahkumdurlar. Çünkü o insanların en temel ihtiyaçlarından birisi karşılanmıyor. İnsanlar bu ihtiyacı başka bir şey ile karşılamaya çalışacaklar ve sık sık bunun için cebire başvurma ihtiyacı duyacaklar. İnsanlar bundan dolayı birbirini öldürürler, halklar bundan dolayı birbirine karşı savaş açarlar.
( Yak.4:1-3 )
Çünkü tıpkı Kayin gibi karşılayamadığı ihtiyacından dolayı içi öfkeyle yanar ve kendilerinin hayal ettiği mutluluğa engel olanı cebirle ortadan kaldırmak istiyorlar.
Başka dinler ise bu derin özlemini silmek, hatta bütün derin özlemlerin yüreğimizden silmek, kıskançlığına, öfkeye çinayet karşı en doğru yöntem olduğunu savunurlar. Ama Yüce Allah insanoğlunu kasten derinbir hayat açlığıyla yarattı.
Dünyamız tehdit altındadır çükü İsa Mesih'in müjdesinin dışında Tanrı'nın sevgi bakışını bulmak mümkün değildir.
( Yu.6:35,10:9-11 )
İçi sevgi ile doyurulmuş bir insan Habil gibi kıskançlık ve öfke tarafından yenilmez ve o halde katil olamaz.
Kilisemiz ve biz Tanrı'nın sevgi bakışını uzun uzadıya duymadığımız, düşünmediğimiz takdirde tehdit altındadır. Çünkü yüreğimiz gün be gün yenilenmelidir.
( 2Ko.4:16 ).
Tanrı ile konuşarak onun sesini duyarak ve yüreğimizi onun bakışına açarak. Küçük somut ve doğru adımlar atmalıyız. Kıskançlık ve öfkenin hayatımızda galip gelmeye başladığını sezersek bizi seven Tanrı'nın önünde durmamız lazım.

5.Allah'ın soruları


Kayin, kardeşin Habil nerede? Nerede? Sen ne yaptığını biliyor musun? Tanrı dolaysız soruyor ve Kayin bu sorunun ne anlama geldiğini biliyor. Ama içinde o kadar yamulmuş ve kör olmuş ki Tanrı'nın özlediği cevabı veremiyor: Açık bir itiraf ve bir dönüş hareketi, bir tövbe.
Kayin, kardeşin Habil nerede? Bu soru sadece Kayin'in aklını başına getirmek için sorulmadı. Aynı zamanda Kayin'e de Habil'in Tanrısı'nın kim olduğunu gösterir. Kayin bilsin ki Habil şimdi onun yanındadır. Adında ifade edildiği "boşluk" ve "buğu" bitti, Kayin sevgi bakışınını görebilmiştir ve onlar artık daima doya doya birbirine bakabilirler. Ölen Habil'in imanı halen konuşuyor, tanıklık ediyor.
( İbr.11:4 )
Habil'in ölümü sadece "buğu ve boşluk" olan bedenini bozdurdu, derin sonuz sevgi bağı dokunamadı.
( Rom.8:35-39 )
Kayin daha da fazla nasırlaştırılır, yaptığı hareket onu oraya götürür. Tanrı'ya karşı yalan söylüyor ve herhangi bir sorumluluk kabul etmiyor. Her şeyi bilene Habil'in asıl bekçisine alay eder gibi "Ben kardeşimin bekçisi miyim" diyor.
Tanrı karar verir ve Habil'e bir daha bir şans tanır. "Ne yaptın" diyor "kardeşinin kanının sesi topraktan bana sesleniyor". Tanrı bütün haksızlığının adil yargıcı ve cezalandırıcıdır. Bu dünayanın bütün haksızlıklarını duyup görür. Haksızlık ona sesleniyor. Haksızlığın sesi yüksektir ve Tanrı'yı öçe çağırır. Sesi yüksektir ama Tanrı'nın duyduğu tek ses o değildir. Kayin'in sesi haksızlığın sesini onayladı: Kardeşinin bekçisi değil onun katilidir. Kıskançlık ve nasırlaştırılmış bir duruma gelmiştir. Tanrı Kayin'i lanetliyor kendisini kötülüğüne bırakıyor, bakışını kendisinden daha da uzak tutacağını teyit ediyor. Kayin bundan dolayı artık huzur bulamayacak ve bundan dolayı dolaşacak. O bakımdan Tanrı kendisine geri çeken bir unsur da verir.
Kayin bu cezayı fazla ağır buluyor, Tanrı'ya karşı derin korkularını dile getiriyor. Kendisi gibi insanlar olursa kendisi gibi öldürecekler ve o halde kendisi onlara kurban gidebilir. Bir bakımdan yamulmuş yüreğinden dolayı herkes kendisine kadar kötü bilip korkuyor, bir bakımdan kötülüğün derinliğin vahşetini, bir insanın neler yapabileceğinden dolayı derin ve bitmeyen bir dehşet duyar.
Tanrı Kayin'i halen seviyor ve onun hayatını korur, özel bir işaret koyar ona. Kendi bekçiliğinin simgesini ona birakır. Çünkü Tanrı için Kayin de çok değerlidir, ümidini hemen kesmemelidir. Kayin'in çocukları, torunları olur. Çok uzun bir zaman sonra ancak Tanrı'nın sabrı biter ki bunun anlatımı Yararatılış kitabın altıncı bölümde, Nuh'un öyküsünde göreceğiz.
Amin